10 Haziran 2016 Cuma

Yabani pırasa veya yabani Sarımsak.


    Daha önce duymuştum. Ancak bu sene tanıştım. Bazen yabani pırasa, bazen yabani sarımsak , bazı kaynaklarda kömen olarak geçiyor. Belki başka adları da var. Dağlarda sıkça gezdiğimden bir ay kadar önce Manisa civarında önüme çıktı. Öncelikle aroması çok kuvvetli, sarımsak pırasa karışımı bir kokusu var. Pırasa soğan sarımsak yerine kullanılabilir diye düşünüyorum. Kavurma (zeytinyağlı, yumurtalı isteğe bağlı) , yemek yapılabiliyor. Veya gözleme ve böreklerde kullanılabilir.
   Ben topladıklarımı ayıklayıp temizledikten sonra  yumurtalı kavurmasını yaptım. Fena olmadı. Fakat diğer alternatifleri de denemek lazım.

Her zaman kolay ulaşamayacağımız , özellikle doğadan sadece belli zamanlarda nadir toplayabildiğimiz tadları denemek ayrı bir haz veriyor. Sevdiğiniz bir tada zorlanarak ulaşmak,  tekrarı için bir yıl mevsiminin gelmesini beklemek sanırım değerini arttırıyor. Yoksa köşedeki marketten 365 gün 24 saat kolayca alabileceğimiz gıdalar hem fayda ve sağlık açısından tartışılır .

22 Şubat 2015 Pazar

Yoğun bir gün; Budama, ilaçlama, Ağaç dikimi....

    Dün bahçedeki küçük bağımda bulunan asmaları budadım. Daha sonra üzümler, zeytinler ve meyve ağaçlarına bordo bulamacı attım. Boş olan iki yere ;bir tane  Cennet elması ve bir tane Mürdüm eriği fidanı diktim. Daha sonra nar ağaçlarını budadım. Daha önce kalan budama artıklarını yaktım.  Sabah 8:30 da gittiğim bahçeden 18:30 gibi işim bitti. Öğlen bir saatlik yemek molası harici
durmaksızın çalıştım. Belki yakında gidemem diyerek, herşeyi yetiştirmek için adeta nefes almadım. Akşam (ve bugün şu an bile) yorgunluk ve bel ağrısından canım çıkmıştı.
    Budamayı yıldan yıla daha iyi beceriyorum sanırım. Zeytinleri sonbaharda budadım. Badem ve narları asmalarla beraber budamak için şubata bırakmıştım. Ancak badem ağacının çiçek açmaya başladığını görünce budamaktan vazgeçtim. Birazda badem ağacının nasıl budanacağını pek kestiremediğimden bu yıl budayamadan geçiştirdim. Fakat zeytin, nar, meyvelerin ayrı ayrı nasıl budanacağını araştırıp uygulamaya çalışıyorum. Aşağıda hazır olarak alıp uyguladığım bordo bulamacı sonucu görünmektedir.  Önceki yıllarda bordo bulamacı kullanmıyordum. Ancak ufak tefek rahatsızlıklar gördüğüm için Sonbahar ve ilkbaharda bire doz olarak uygulamak istedim.
  
   

26 Kasım 2014 Çarşamba

Hurma Zeytin. Karaburun

    Hurma Zeytin ; bana göre zeytinin en saf ve doğal halidir. Çünkü tuz ,su dahil hiçbir katkı maddesi kullanmadan ölümsüz zeytin ağacında olgunlaşarak meyve yenilecek hale gelir. Bu durumda sele zeytin, salamura v.b tüm fermantasyon yöntemlerinden farklı, kendine özgü bir aroma ve lezzete sahiptir. Bu tadı bazı kişiler sevmeyebilir. Ancak benim gibi hurma zeytini sevenlerin çoğu diğer tüm lezzetli zeytinlere dahi tercih ederler.
     Nedir bu hurma zeytin diyenler için kısa bir açıklama yapmak gerekise; Sadece İzmir Karaburun ilçesinde üretilen eşşiz bir üründür. Karaburun ilçesinde yetişen zeytinlerin bir kısmı Phoma oleae adlı bir mantarın sporları sayesinde ve denizden esen Karaburun rüzgarıyla ağaçta doğal olarak fermente olur ve yenilecek kıvama gelir. Karaburun zeytin üreticilerinin ayıklayıp pazara sundukları bu eşsiz lezzeti bugünlerde Karaburun pazarında ve İzmir'de bazı satış noktalarında bulmak mümkündür. (Güzelyalı'da bir kaç şarküteride ve Kemeraltı'nda iki şarküteride rastladım)
          Ağaçta olgunlaşan hurma zeytini temiz olarak hasat edebilmek için hurma zeytin hasat edilecek ağaçların altına sergi serilip ,olgunlaşarak dökülen zeytinler birkaç günde bir toplanıp ayıklanır. 
        Eğer kendi bahçemden yetiştirdiğim (Foça) zeytinlerden  kilolarca siyah ve yeşil zeytin yapamamış olsaydım , bir yıllık tüketeceğimiz siyah zeytin yerine 15 kg kadar hurma zeytin almayı düşünürdüm. Fakat çok fazla zeytin stoğu yaptığımdan , geçen hafta gittiğim Karaburun 'dan sadece 1kg kadar tadımlık hurma zeytin alarak döndüm.

3 Kasım 2014 Pazartesi

ZEYTİN, Zeytin Çeşitleri; Ayvalık,Gemlik, Domat.....


  Zeytin ağacı ÖLÜMSÜZ AĞAÇ olarak da bilinir.Akdeniz ülkelerinin tarım, beslenme ve kültüründe çok önemli bir yer tutmaktadır. Efsanelerde, edebiyatta, söylencelerde hep karşımıza çıkmaktadır. Biz Akdeniz insanlarının hayatında birkaç cümle ile özetlenemeyecek kadar büyük bir önemi vardır. O güzel ağaç; şımarmadan, nazlanmadan, gübre ,su , verimli toprak istemeden binlerce yıl bize meyve vermeye devam eder.
  İşte bende 4 yıl önce küçük bahçemi ağaçlandırmaya başladığımda en büyük yeri zeytin ve üzüme ayırdım. Meyve türlerinde 1 er 2 şer ağaç dikmeme rağmen , zeytin ağacımı 12 adet olarak diktim. 8 adet Gemlik , 2 adet Ayvalık, 2 adet Domat türü diktim. Fotoğraftaki zeytinlere göre açıklarsam; birinci sırada (en büyük olan) Domat, ortadaki Ayvalık, sonuncu Gemlik türü.
    Burada küçük bir püf noktasını anlatmak isterim. Ağaç türü seçerken en sevdiğimiz veya en popüler türler yerine bahçeyi kuracağımız bölgede daha önce başarılı olmuş türlere ağırlık vermek başarıyı garanti eder. Bende ağaçları diktikten sonra Bölgesel konumundan dolayı foça çevresinde daha çok Ayvalık türlerinin başarılı olduğunu gördüm.  Gemlik yerine, Ayvalık türüne daha çok yer verseydim daha iyi sonuç alacağımı geç gördüm. Bu nokta tüm fidanlar ,hatta tüm bitkiler için geçerli diye düşünüyorum. Örneğin yazlığımızın bahçesine bir kayısı fidanı dikmeye karar verdiğimizi farz edelim. Bu durumda gidip bir Şekerpare türü kayısı almayı çoğumuz düşünürüz. Ama toprağın yapısı, iklime, rüzgar durumuna göre o bölgeye uygun kayısı türünü seçmek çok daha doğru olacaktır. Yıllarca büyümesini beklediğimiz fidandan kötü bir sonuç almak üzücü oluyor.
 Ayrıca Zeytin fidanı seçiminde kültür fidanları yerine,  delice (yabani zeytin) fidanına aşılanarak elde edilen fidanlar çok daha dirençli oluyorlar. Aynı zamanda çok daha hızlı gelişiyorlar. Bu konuya ilerde daha geniş değineceğim.
    Zeytin hakkında ciltler dolusu yazmak gerektiğini bilerek daha sonra devam etmek üzere bu yılki zeytinlerimin bir fotoğrafını paylaşayım.
 

25 Temmuz 2014 Cuma

Jorge Luis Borges


   Jorge Luis Borges; kuşkusuz Arjantin'in aynı zamanda Güney Amerika'nın en önemli yazarlarından biri. Eserleri; masalsı bir gerçeküstücülük ile örülmesine rağmen filozofça bir arayışla hayatı ve gerçeği araştıran denemeler. Hikayelerindeki kurgular ve seçtiği konular, bizi doğrudan varlığımızı sorgulamaya götüren imgeler gibi. Borges üzerine detaylı bir inceleme yazmaya gücüm yetmez. Bu konuda başarılı örnekleri meraklı olanlar zaten kolaylıkla ulaşabilecektir. Fakat ben en kestirmeden söylediği şu mısralara dikkatinizi çekmek isterim.

Zaman beni sürükleyen bir nehir, ama nehir benim;
beni parçalayan bir kaplan, ama kaplan benim,
Beni tüketen bir ateş,ama ateş benim,
Evren, ne yazık ki, gerçek;
ben, ne yazık ki Borges'im.

Yıllar boyu , insanoğlu bir boşluğu imgelerle,illerle,krallıklarla, dağlarla körfezlerle,gemilerle , adalarla,balıklarla,odalarla, aletlerle,yıldızlarla,atlarla,insanlarla doldurur. Ölümünden az önce, usanmaz çizgi labirentinin kendi yüzünün imgesini oluşturduğunu anlar.

Jorge Luis Borges
Kum kitabı,
 iletişim yayınları 1988
Çeviren: Münir H. Göle
     

29 Ağustos 2013 Perşembe

Foçakarası

      Foçakarası üzümü ile bilgi bulmak gerçekten zor. Sanırım bu konuda yeterince deneyim yok daha. Oysa hoş bir üzüm ve şarap yapımında değişik tad ve aromalara sahip olduğunu düşünüyorum.
Genç asmaların ancak 15 yaşına geldiğinde tadlarının oturduğu ve şarap yapımına hazır olduklarını okumuştum. Sanırım birazda bu yüzden son yıllarda bu konudaki yapılan bazı çalışmaların sonuçları henüz ortaya çıkmadı.Fransızlar;"şarapçılığın ilk 100 yılı zordur" demişler:)  Gerçektende bu uğraş; büyük sabır ve sonuçlarını almak için çok fazla zamana ihtiyaç duyuyor.
      2010 yılında diktiğim ve bu yıl ikinci kez hasat ettiğim foçakarası üzümü ile bir kaç gözlem aktarmak istiyorum. Yukarıda anlattığım zaman sürecinden dolayı bir şeyler söylemek için çok daha erken olsa da (12 yıl sonra daha kesin verilerle geleceğim :))
üzümün özelliği yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Öncelikle üzümün  rengi bir çok siyah üzümde alıştığımız koyu bordo veya vişne renklerinde değil. Çok daha açık gülkurusu ve yakut renklerinde olduğunu söyleyebilirim. Böyle olunca; üzümün şırası ve şarabı da açık yakut renginde. Bu özellikleriyle  beyaz ve pembe şarap yapımına çok uygun olduğunu düşünüyorum. Ancak  kırmızı şarapta tüketicide bir önyargı oluşturabilir. Alıştığımız kırmızı şaraplardan çok daha açık ve farklı bir rengi var. Aynı şekilde tadımı daha hafif (Tanen az) ve meyva tadları öne çıkıyor.   Özellikle yoğun şeftali benim dikkatimi çekti. Şaraba yoğun ve farklı aromalar katacağını düşünüyorum. Kendi başına şarap yapmak için benim asmalarımın daha yıllara ihtiyacı var, ancak deneme amaçlı bir kaç şişe yaptım. Daha çok Cabernet ve Boğazkere gibi çok tanenli üzümleri dengelmek
ve aromatik seviyesini arttırmak için kullanılabilir (Merlot gibi) diye düşünüyorum.
    Tadımla ilgili tespitlerim 2012 üzümlerinden şarap yapımı sırasında görebildiklerim. Deneme amaçlı olarak yaptığım birkaç şişe gerçek olgunluğa eriştiğide  tadım yapıp sonuçlarını ayrıca yazacağım. Bu sene ise tamamen farklı bir yol izledim. Cabermet ve foçakarasını daha şarap yapım aşamasında karıştırdım. Bu ne getirir ne götürür açıkcası bilmiyorum.  5 e 3 oranında iki üzümü  birlikte işleyerek şarap yapıyorum sonuçlarını seneye göreceğim. Zaten küçük bağımı oluşturuken 5 e 3 oranında dikim yapmamda bu sebeple.